21 Ağustos 2017 - 28 Zi'l-ka'de 1438
Hizb-ut Tahrir Söylemişti! 15 Temmuz’da ‘Kemalist’ Parmağı
2017-04-01 17:09:58 | Köklü Değişim Medya | Hizb-ut Tahrir Söylemişti! 15 Temmuz’da ‘Kemalist’ Parmağı
15 Temmuz darbe girişiminin aktörlerine ilişkin tartışmalar Türkiye gündeminde ki sıcaklığını korurken, darbe girişiminde Kemalistlerin etkisine yönelik ilk net açıklama 17 Temmuz’da Hizb-ut Tahrir’den gelmişti.

Köklü Değişim Medya

15 Temmuz sonrasında, Kemalistlerin darbedeki rolüne ilişkin çok az sayıda görüş belirtildi. İktidarın darbe girişimini Gülen’e mal etmesinden sonra hükümete yakın Medya, diğer ulusalcı Medya ve sokak protestolarında Gülenciler aleyhine söz söylemeyen kalmadı.

15 Temmuz darbe girişiminin aktörlerine ilişkin tartışmalar Türkiye gündeminde ki sıcaklığını korurken, darbe girişiminde Kemalistlerin etkisine yönelik ilk net açıklama 17 Temmuz’da Hizb-ut Tahrir’den gelmişti. Konu ile ilgili olarak, Darbeyi İngiliz yanlısı Laik-Kemalist subayların tertip ettiğini, Gülenci subayların ise onlara destek verdiğini açıklamıştı.

Hizb-ut Tahrir’in yaptığı açıklamada, “Kemalistlere yönelik”;

Darbenin arkasında İngiliz yanlısı maceraperest subaylar olmasına gelince, bilindiği üzere ordunun belkemiğini İngiliz yanlısı subaylar oluşturmaktadır. Amerika, Cumhurbaşkanı Özal döneminden itibaren ordu içine sızmak için çalıştı, ancak başarılı olamadı. Bu yüzden Polis Teşkilatı’nı güçlendirdi ve Özel Kuvvetler kurdu. Sonra Erdoğan döneminde ABD, orduya sızmak üzerine fokuslandı ve bir ölçüde de başarılı oldu... Erdoğan, her ne kadar İngilizlerin kanatlarını budasa da ancak orduda hâlâ İngilizlerin belli gücü var. Onları tamamen yok etti diyemeyiz. İşte cuntacı subaylar da İngiliz yanlılarıdır. Bu subayların maceraperest oluşlarına gelince, çünkü büyük olasılıkla darbe planı İngilizler tarafından değil, cuntacı subaylar tarafından planlanmıştır. İngilizler, bunu onlara havale etmiştir. Zira darbe planına bakıldığında, İngiliz sinsilik ve kurnazlığından neredeyse tamamen yoksun olduğu görülür. Örneğin cuntacılar, darbe bildirisinde laikliğe vurgu yaptılar. Bu ise onların ahmak olduğunu gösterir. Çünkü pek çok Türk İslami duygulara sahiptir. Dolayısıyla bildiride laikliğe vurgu yapmak, onları ajite etmek içindir. Mustafa Kemal ve yandaşlarına vurgu yapmak ise, İslam’a ve Müslümanlara olan öfke, kin ve nefretlerinin bir göstergesidir.”

“Gülencilere yönelik”;

Darbe girişimin arkasında Gülencilerin olduğunu söylemek, büyük olasılıkla doğru değildir. Çünkü Gülenciler, daha çok yargı ve STK’larda öbekleşmişlerdir. Birincisi, sömürgecilerin desteği olmadan darbe yapabilecek askeri kapasiteleri yoktur. İkincisi, Amerika’nın komutu ile hareket ederler, dolayısıyla onun izni olmadan kıpırdayamazlar. Amerika ise özellikle Erdoğan’ı şu anda çıkarlarına hizmet edecek en uygun kişi olarak görüyor. Suriye krizinde Türkiye, Amerika’nın son okudur. Erdoğan, ABD’ye öyle bir hizmette bulunmaktadır ki bu koşullarda bir başkası bunu yapamaz.”

“Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yönelik”;

Hiç şüphesiz Erdoğan, budanmış olsalar da İngilizlerin ordu içinde belli bir güçlerinin ve darbe girişiminin arkasında da ordu içindeki İngiliz yanlısı grubun olduğunu biliyor. Fakat Erdoğan, Gülen hareketini suçlamıştır, çünkü İngilizlerin ordu içindeki adamlarını gündeme taşımak, onların prestijini yüceltmek, habersizce ortadan kaldırmak ise prestijlerine bir hakaret olduğunun farkındadır. Gülen hareketinin onlar kadar büyük bir imajı yok. Erdoğan, sessiz sedasız yani gizlice İngilizlerin adamlarını ortadan kaldırmak için çalışmaktadır. Ön plana çıkarılmıyorlar ki etraflarında kümelenme olmasın... Aksine sessiz sedasız muhaliflerini tırpanlıyor. Zira Gülen cemaati, İngilizlerin adamlarına kıyasla devede kulak kalır.” demişti.

Daha geniş bilgi için:

Türkiye’de Gerçekleşen Askeri Darbe Girişimi Hakkında Ana Hatlar

Daha sonra, Avrupa Birliği istihbarat merkezi (INTCEN) tarafından darbe girişimiyle ilgili 24 Ağustos’ta bir rapor yayımlandı. AB istihbarat merkezi raporuna göre “15 Temmuz darbe girişiminin ardında Kemalistler var” ifadeleri kullanıldı.

Raporda, “Darbeyi başlatma kararı, yaklaşan tasfiyelerin yarattığı korkudan dolayı alındı. Bu darbenin arkasında Gülenciler, Kemalistler, AKP muhalifleri ve fırsatçılar vardı. Gülen’in kendisinin bu girişimde bizzat rol oynamış olma ihtimali düşük” denilerek;

Silahlı kuvvetler içerisindeki Gülen destekçisi bir grup subay, yaklaşan tasfiye nedeniyle darbeyi gerçekleştirme baskısı altındaydı.”Darbeye ayrıca, ordu içinde kalmayı başarabilen Kemalist-laikler ile hükümetin özellikle PKK ve Suriye krizine yönelik politikalarından hoşnutsuz olan bazı ordu birlikleri de destek verdi.”Erdoğan, başarısız darbe girişimini ve olağanüstü hal uygulamasını, AKP yapılanmasının muhaliflerine karşı kapsamlı bir baskı kampanyası başlatmak için kullandı.” ifadeleri yer aldı.

Kemalistlerin 15 Temmuz darbe girişiminde ki etkisini dile getiren bir başka isim Roni Margulies oldu. Margulies; Eylül 2016’ da, 15 Temmuz darbe girişiminin ana gövdesinin Kemalist ve laik subaylar olduğunu söyledi. Cins dergisinin son sayısına konuşan Roni Margulies özetle şunları söyledi:

(…) Ben bu darbenin basitçe bir Fethullahçı marifeti olduğuna inanmıyorum. Evet, belli ki Fethullahçı subaylar da girişimin içindeymiş, fakat meselenin onlardan ibaret olmadığı çok açık. Rütbelilerin %40’ı, %50’si gibi oranlar telaffuz ediliyor. Fethullahçıların orduya bu kadar sirayet etmiş olması mümkün değildir. Demek ki; darbecilerin ana gövdesi 1960’tan beri iyi tanıdığımız klasik Kemalist, “laik”, halk düşmanı subaylardı. Hükümetin sadece Gülencilere odaklanması beni kaygılandırıyor. Kemalistler, Ergenekoncular, hakiki darbeciler aklanmış oluyor çünkü.

Almanya’nın dış istihbarattan sorumlu kurumu Federal Haber alma Servisi’nin (BND) Başkanı Bruno Kahl, Türkiye’deki 15 Temmuz darbe girişiminin arkasında Fetullah Gülen’in ve Gülen cemaatinin bulunduğuna dair yeteri kadar kanıt olmadığını söylemişti... Kahl ve Alman hükümeti, bu değerlendirme nedeniyle iktidarın ve iktidara yakın medyanın büyük tepkisiyle karşılaşmıştı.

Bu çıkıştan kısa bir süre sonra, aynı konuda bu defa İngiltere Avam Kamarası Dışişleri Komitesi’nce hazırlanan bir rapor yayımlandı...

İktidara yakın gazeteciler ile basındaki eski usül Atatürkçüler Almanya’ya ortak tepki göstermişlerdi, fakat bu defa ayrışıyorlar: İktidara yakın gazeteciler darbe girişiminin Kemalist subayların da içinde olduğu bir koalisyonun işi olduğunu belirten raporu “objektif” bulurken, medyadaki klasik Atatürkçüler rapordan rahatsız olmuş görünüyorlar.

Sedat Ergin, Avam Kamarası Dışişleri Komitesi’nin raporunu Gülencilerin hiç mi kabahati yok başlıklı bir yazıyla (Hürriyet, 29 Mart) karşıladı. Oysa raporda böyle bir şey denmiyordu. Raporda, mealen, “15 Temmuz darbe girişiminin tek kabahatlisi Gülenciler miydi?” diye soruluyor, cevaben de “Hayır” deniyordu, “başta Kemalist subaylar olmak üzere başkaları da vardı...

Rasim Ozan Kütahyalı, kaleme aldığı bir dizi yazıda, darbenin bir koalisyonun ürünü olduğunu, bunun baştan beri bilindiğini fakat bilinçli bir biçimde gizlendiğini uzun uzun işledi. Kütahyalı; “İngiliz Raporu Ve 15 Temmuz Politikası” başlıklı yazısında şöyle diyordu:

Daha önce 27 Şubat'ta yazmıştım... 15 Temmuz'dan 5-6 gün sonra bilinçli bir devlet politikası benimsendi ve milletimizi darbe karşısında bir bütün tutmak için bu ihanetin sadece ‘FETÖ’ kısmı özellikle vurgulandı ve diğer kısmın üstü örtüldü...Bu esasen çok iyi niyetli ve sağduyulu bir politikaydı çünkü Gülen -dışı ideolojik unsurlar vurgulansa toplum yeniden ayrışabilirdi.” (Sabah- 28 Mart).

‘İngiliz raporu Atatürkçülük ve 15 Temmuz’ başlıklı yazısında; “15 Temmuz, omurgasını ve planlamasını şüphesiz Gülenistlerin yaptığı bir darbedir. Fakat darbecilerin önemli bir kısmı ve özellikle üst tabakanın çoğunluğu biyografik istihbarat açısından incelendiğinde Fetullahçı asla değildir. Artık bu konuda ülke olarak kendimizi kandırmayalım.” (Sabah- 29 Mart).

Cem Küçük, Nagehan Alçı gibi yazarlar, bazı kışlalarda yaşandığını öne sürdükleri “kıpırdanma”dan sonra, ordu içindeki “Gülen dışı darbeci unsurlar”ı yoğun bir biçimde tartışmaya açtılar.

Son olarak Alper Gümüş bu konuya değinen bir yazı yazdı. Gümüş yazısında şöyle diyordu: “Başlangıçta, hükümete yakın yazarlar ile laik Kemalist yazarlar 15 Temmuz’un yegâne iştirakçisinin Gülen Cemaati olduğunu savunuyorlar, Kemalist subayların tamamının darbeye direndiğini öne sürüyorlardı. Aslında her iki kesim de gerçeğin böyle olmadığını biliyorlardı. Fakat Birinciler; toplumda darbecilere yönelik nefretin tamamını Gülen Cemaati’ne yöneltmek, İkinciler; ise Kemalist subayların “darbeci olmadıkları” mugalatasını sürdürebilmek için “darbede sadece Gülenciler vardı” tezine sıkı sıkıya sarıldılar.”

Hükümete yakın yazarlar ise bir süredir “15 Temmuz’da Kemalistler de vardı”yı işlemeye başladılar.

Şimdilerde ise; a) Darbenin bir “koalisyon” olduğunu en başından itibaren bildiklerini... b) Devletin de öyle bildiğini, fakat toplumsal nefretin bölünmeyip tek bir hedefe yönlendirilebilmesi için topluma gerçeği söylemediklerini sanki marifetmiş gibi övünerek anlatıyorlar... ve ilave ediyorlar:

Diyorlar ki, devlet de bir an önce şimdiye kadar gizlediği bu gerçeği kabul etsin, aksi takdirde Gülenciler darbeye katılan Kemalistleri tek tek deşifre ederek, propaganda yoluyla cürmün tamamını Kemalist subaylar üzerine yıkacaklar...”

Bu konu Türkiye’de daha çok tartışılacak. ABD’nin ve İngiltere’nin Türkiye’de gücü elinde bulundurma mücadelesi, çıkar çatışmaları yerli işbirlikçilerin yardımıyla gerçekleştirdikleri darbeler bu halkın hep zararına oldu. Şimdilerde yapılacak olan referandumda buna bir başka örnek olacak.

Yapılacak referandumda, kazanan ya Amerikan başkanlık sistemi, ya da; 90 küsur yıldır uygulanan İngiliz parlamenter sistem olacak. Çatışma EVET-HAYIR çatışması değil, İngiltere ve Amerika’nın çıkar mücadelesidir. Amerikan-İngiliz çıkar çatışmasının sonlandırılması ve Müslümanların güvenliğinin sağlanması ancak İslam’ın yönetimi Raşidi Hilafet ile gerçekleşir.


Yorumlar

SON HABERLER