21 Kasim 2017 - 2 Rebiü'l-Evvel 1439
Eğitimde Yeni Sistem: Kaş Yaparken Göz Çıkarmak
2017-11-13 14:22:00 | Burhan Ercan | Eğitimde Yeni Sistem: Kaş Yaparken Göz Çıkarmak

Bir ülkenin sahip olmuş olduğu insan gücünün, en etkili bir şekilde kullanılmasına ve planlanmasına olanak sağlayan başat faktörlerden biri eğitimdir. Eğitimin en önemli özelliği ise bir süreç olması ve bu süreç sonucunda istenilen davranış değişikliği ve hedeflerin gerçekleştirilmesidir.

Buna olanak sağlayan ise bir ülkenin eğitime temel teşkil edecek olan doğru bir eğitim felsefesine sahip olmasıdır. Aynı zamanda bu temel gayeyi gerçekleştirecek olan sistemde sürekliliğin, istikrarın olmasıdır.

Türkiye’deki eğitime bir göz attığımızda bu iki hususun da olmadığını açık ve net bir şekilde görmekteyiz. Türkiye’deki eğitimin temelinin laik ve demokratik bir esas üzerine inşa edildiğini ve eğitimden temel amacın da “Kemalist bireyler” yetiştirmek olduğunu görmekteyiz. Benimsenen ve uygulanan sistem ile sistemin üzerine tatbik edildiği halk arasında büyük bir çelişki olduğu aşikârdır. Halk Müslüman olduğu halde sistemin “Eğitim felsefesi” İslâmi esaslar üzerine inşa edilmemekte, Allah’ın yeryüzünde hâkimiyetini reddeden laiklik ile fertleri Allah’a kul değil özgür bireyler olarak yetişirmeyi amaçlayan demokrasi üzerine inşa edildiğini görmekteyiz. Bu temel ölümcül hatadan dolayı eğitim sisteminde yapılan her değişiklik bir çözüm olmaktan ziyade başka sorunlara kapı aralamaktadır.

Türkiye’de problemler, onları üreten kafalarla çözülmeye çalışıldığı için atılan her adım başarısızlıkla sonuçlanmaya mahkûm oluyor. MEB, eğitim anlayışını bozuk esaslar üzerine inşa ettiği için attığı her yenilenme adımı tabiri caizse “kaş yapayım derken göz çıkarmaktan” başka bir şey değildir. Türkiye’deki öğrenci sayısı 17 milyon 319 bin 433 olup bu sayı birçok Avrupa ülkesinin nüfusundan dahi fazladır. Siyasi otorite, büyük bir potansiyel güce sahipken bu potansiyeli yanlış uygulamalar ve kararlar ile berhava edip harcamaktan geri durmuyor.  

Eğitim felsefesine kısaca değindikten sonra diğer önemli bir husus olan süreklilik ve istikrar konusuna baktığımızda yine koca bir başarısızlık görüyoruz. Bir ülkenin en istikrarlı politikası eğitim politikası olması gerekirken sık sık değişen müfredat ve sınav sistemleri istikrardan ziyade günü kurtarmaya yönelik hareket edildiğini gözler önüne sermektedir. Müfredat değişikliğinde yine demokratik ve laik esaslar kırmızıçizgi kabul edilmiş ve “Kemalist dayatmalar” müfredatın kalbine yine bir hançer gibi saplanmıştır. Müfredat hazırlanırken bir yandan Batılı kriterler esas alınmış öte yandan İslâmi hususlar araya serpiştirilmeye çalışılmıştır. Hak ile batıl arasında bocalayan bir değişim, hak ile batılı mezcetmeye çalıştığı halde ennihayetinde yapılan şey, “Atatürkçülük müfredattan çıkarıldı”  yalanına savunma yapmaktan başka bir şey olmamıştır. Yapılan onca müfredat değişikliğine rağmen 90 yıldan fazladır değişmeyen tek şey; mevcut seküler, laik, pozitivist eğitim sisteminin yapısı olmuştur.

Eğitim bir süreç olduğu için hedeflenen hususlar uzun süreç neticesinde elde edilir. İktidarı/koltuğu sağlama alma adına yapılan günü birlik çözümler neticesinde ne öğretmen ne veli ne de öğrencilerde huzur kalmamıştır. Son 15 yılda MEB’de 5 bakan değişikliği yapılmış. Her bakan bir önceki sistemi yetersiz bulup eleştirerek yeni bir sistem getirmiştir. 2004 yılında liselere geçiş sınavı olarak bilinen LGS kaldırılarak yerine OKS getirilmiş. 2008 yılına gelindiğinde bu sefer OKS kaldırılarak yerine SBS getirilmiş. Aradan dört yıl geçince bu sefer de SBS kaldırılarak yerine TEOG getirilmişti. Bu yıl da TEOG kaldırılarak yerine adrese dayalı kayıt ve nitelikli(!) olarak ifade edilen okullar için isteğe bağlı sınav getirildi.

İstikrar hak getire… Görüldüğü gibi her dört yılda bir yeni sınav sistemi getirilmiş. Bakan’ın yeni açıkladığı sistem için ‘hâlâ değişebilir’ demesi ise bu yeni sistemin de “prematüre” olup ölümle sonuçlanabileceğini akıllara getirmiştir. Yeni getirilen sisteme de şimdiden ömür biçilerek ne zaman kaldırılacağı konuşulur hale gelmiştir. Hatta eğitim uzmanları, sistemi değerlendirirken ironik bir tarzda Orman Bakanlığı’nın hazırlayacağı sistemin bundan daha iyi olacağını vurgulayarak hal-i pür melalimizi ortaya koymuşlardır.

Yeni sisteme bir göz attığımızda kısaca şunları görmekteyiz:

v    Bir bakan düşünün ki kendisine bağlı olan kurumların %90’ını niteliksiz olarak niteliyor. Kerhen söylenen bu ifade  “Cumhuriyet rejiminin” eğitim noktasındaki başarısızlığının dışa vurumudur. Demek ki eğitimde nitelik, öğrencileri heykellere saygı duruşunda bekleterek ve her bir öğrenciyi “Kemalist birey yetiştirme hedefi” ile gerçekleşmiyormuş.

v    Bu yapılan değişiklikteki tek olumlu noktanın sınav stresini ortadan kaldıracağı olduğu söylense de bu da gerçeği ifade etmemektedir. İyi bir eğitim ve olanağı hedefleyen öğrenciler, aileleri tarafından daha büyük bir baskıya maruz kalarak ülkede %8’lik veya %10’luk dilime girmeye zorlanacaklardır.

v    Öğrenci başarısını ölçmek için 60 sorunun sorulacak olması ve bunların 6, 7 ve 8. sınıf müfredatından olması, ölçme-değerlendirmenin önemli esaslarından olan güvenilirlik ve geçerlilik kriterlerine uymadığı açıkça gözlemlenmektedir. Eğitim formasyonuna sahip birçok uzman ve öğretmen arkadaşım bu hususu daha iyi anlayacaktır.

v    “Hiçbir çocuğu istemediği okula göndermeyeceğiz” beyanı ise ayağı yere basmayan ütopik bir söylem olmaktan öteye geçmemektedir.

v    Bu değişikliğin doğuracağı en önemli sonuç, özel okulların sayılarının artması yani paralı eğitimin yaygınlaştırılması olacaktır. Türkiye’deki özel okulların sayısının devlet okullarına oranı, OECD ülkelerine göre daha geridedir. Bundan dolayı İktidar, kamu kaynaklarını özel okullara destek ve teşvik adı altında kapitalist yapılara aktararak özel okul sayısını arttırmayı hedeflemiştir ki atılan bu adımlar sonrası özel okul sayısında AKP iktidarı döneminde geçmiş yıllara oranla yüzde yüzlük orandan daha büyük artış olmuştur. Örneğin, Türkiye Özel Okullar Derneği’nin yaptığı açıklamaya göre bu sene İstanbul’daki özel okul sayısı 3 bin 64’e yükselirken, devlet okulu sayısı ise 3 bin 63’te kalmıştır. Yani İstanbul’daki özel okul sayısı, devlet okulundan daha fazla bir duruma gelmiş bulunmaktadır. İstanbul’daki özel okul fiyatları ise 10 bin liradan 70 bin liraya kadar çıkmaktadır.

Özel okulların durumuna Türkiye genelinde baktığımızda ise; Türkiye Özel Okullar Derneği Başkanı Nurullah Dal, MEB İstatistiklerine göre Türkiye genelinde 2016-2017 öğretim yılı itibariyle 7.893 özel okul (2.629 özel anaokulu, 1.274 ilkokul, 1.414 ortaokul, 2.208 lise, 368 mesleki ve teknik okul) bulunduğunu açıklamıştır. Türkiye’de özel okulda okuyan öğrenci sayısı ise 2016-2017 öğretim yılında 1 milyon 204 bin 963’ü bulmuştur.

Bu yeni sistemin doğurduğu handikaplar ve yanlışlıklar hakkında daha fazla şey söylenebilir. Fakat bu temel esaslara dikkat çekmekle yetineceğiz. Yanlışları ortaya koymak önemli fakat daha önemli olan doğruyu ortaya koyabilmek ve onu savunabilmektedir.

Kapitalist sistem eğitimi parasal bir kaynak olarak görürken İslâmi devlet bütün fertlere her merhalede ücretsiz eğitim sağlamakla mükelleftir. Bu eğitimi yerine getirirken de İslâm şahsiyetini inşa etme temel hedefidir. Yapılması gereken, bilgiyi ticari bir meta olmaktan çıkaracak, pragmatik bir eğitim yaklaşımından kurtulup, sekülerizm ile ifsat edilen insanlığı demokrasinin ferdî özgürlük bataklığından kurtaracak olan; İslâmi Eğitim Sistemi’nin inşa edilmesidir. Bu da ancak Râşidî Hilâfet ile mümkündür.

Yorumlar

Burhan Ercan
YAZARIN DİĞER YAZILARI