26 Nisan 2018 - 10 Şaban 1439
Cumhurbaşkanı Erdoğan: “Hadisler Kur’an’a Uyuyorsa Bizim İçin Sahihtir”
2018-03-14 13:41:32 | Ajanslar | Cumhurbaşkanı Erdoğan: “Hadisler Kur’an’a Uyuyorsa Bizim İçin Sahihtir”
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye Diyanet Vakfı tarafından Beştepe Millet Kongre ve Kültür Merkezi’nde düzenlenen İyilik Ödülleri Programı’nda konuştu. Erdoğan konuşmasında bir de sahih hadis tanımı da yaptı.

Köklü Değişim Medya

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye Diyanet Vakfı tarafından Beştepe Millet Kongre ve Kültür Merkezi’nde düzenlenen İyilik Ödülleri Programı’nda konuştu. Erdoğan konuşmasında, yeni bir tartışma başlattı. Bir ara eleştirdiği Sünnet inkârcılarının ekmeğine yağ süren tarzda bir açıklama yapan Erdoğan, “hadisi şerifler Kur’an’ın hükümlerine aynen uyuyorsa bizim için sahihtir” şeklinde konuştu. Erdoğan konuşmasında şunları söyledi:

Burada şahitlik ettiğimiz örnekler bize İslam’ın özünü de anlatıyor. Kız çocuklarını katleden, kadınlara zulmeden bireyler İslam’la müşerref olduktan sonra adalet timsallerine dönüşmüştür. İslam, içkiyi su gibi tüketen toplumdan, insanlığın kutup yıldızı sahabeler çıkarmıştır. Birilerinin son zamanlarda söyledikleri birçok şeyler var. Detaya girmeyeceğim. Onların hepsi Diyanet camiasının ilgi alanındadır, gereğini yapacaklardır. Akif’in dediği gibi, bizim derdimiz, Müslüman olarak hedefimiz; “Doğrudan doğruya Kur’an’dan alıp ilhâmı, asrın idrâkine söyletmeliyiz İslâm’ı.”

<iframe width="650" height="390" src="https://www.youtube.com/embed/nHsjCJwp8sc" frameborder="0" allow="autoplay; encrypted-media" allowfullscreen></iframe>

Bazı ukalalar dolaşıyor etrafta, hadisler üzerinde, yok şöyleydi yok böyleydi gibi laflarla dolaşıyor. Bu hadisi şerifler Kur’an’ın hükümlerine aynen uyuyorsa bizim için sahihtir ve biz ona uyarız. Kim ne derse desin.”

Hadislerden örnekler veren ve nebevi devlet ve irşat metodunun nasıl olması gerektiğini açıkça gösterdiğinin altını çizen Erdoğan, “Bu ilahi prensipler bize İslam’ı anlatırken nasıl hareket etmemiz gerektiğinin çerçevesini de çiziyor. Bu ilkelerin özellikle peygamberlerin varisleri şerefini üzerlerinde taşıyan âlimlerimiz, ariflerimiz, hocalarımız için son derece önemli olduğuna inanıyorum. Hem dinimize yönelik saldırıların hem de İslam’a ve Müslümanlara olan ilginin arttığı bir dönemde hocalarımızın irşat vazifelerini ifa ederken ve İslam’ı anlatırken çok daha dikkatli olmaları gerekiyor. Atalarımız ne güzel söylemiş, ‘doğru yerinden kalkıncaya kadar yalan dünyayı dolanır gelir.’ Öyleyse alanı boş bırakmayacağız. Tüm Diyanet camiamızın, başta Din İşleri Yüksek Kurulumuz olmak üzere, Türkiye’nin dört bir yanındaki mensupları ile alanı hiçbir zaman boş bırakmayacaklar. Tüm ilahiyat fakültelerimiz, hocalarımız da alanı hiçbir zaman boş bırakmayacaklar. Ondan sonra ‘biz vazifemizi yaptık ne oldu’ diyemezler. Bunun çözüme uğraması için bu vazifenin yapılması lazım ki, gelip birileri oraları işgal etmesin. Özellikle iletişim araçlarının bu derece ilerlediği, internetin, sosyal medyanın, cep telefonunun hayatımızın her anına girdiği bir dönemde menfi haber, yorum ve ifadeler çok daha hızlı yayılıyor. Soran ile sorulan arasında kalması gereken beyanlar bir anda milyonlarca insana mal olabiliyor. İlgili ilgisiz birçok kişi bunları maksadı aşacak şekilde, Müslümanları ve İslam dinini karalamak için kullanabiliyor. Müftü ve hocalarımız başta olmak üzere tüm âlimlerimizin, ilahiyatçılarımızın azami hassasiyet göstermesini bekliyorum. Kimseyi incitmeyelim, güler yüzlü irşat ve tebliğ vazifemizi yerine getireceğiz. Bu süreçte İslam’ı anlatırken ne kınayıcının kınamasından korkacağız ne de din ve millet düşmanlarına istismar malzemesi vereceğiz. Bilhassa sosyal medyanın ve internetin parıltısına aldanmayacak, bu tür platformlara gönlümüzü kaptırmayacak, dibini görmediğimiz kuyuya asla dalmayacağız. Sözümüzün ağırlığını bir kuyumcu titizliği ile tartarak güzel sözle, güler yüzle, birliğimiz ve sevgimizle insanları İslam’a çağırmaya devam edeceğiz” şeklinde konuştu.

Peki, hadislerin Kur’an’a arz edilmesi meselesi hakkındaki doğru bakış nasıl olmalı? Konu ile alakalı olarak İlahiyatçı Yazar Abdullah İmamoğlu’nun “Sünnet İslâmi Hayatın Kaynağıdır” adlı eserinde şöyle geçmektedir:

C. HADİSLERİN KUR’ÂN’A ARZ EDİLMESİ MESELESİ

Sünnet üzerinde şaibeler oluşturup sünneti devre dışı bırakmak isteyenlerin kullanageldikleri en güçlü argümanlardan bir tanesi de “hadislerin Kur’ân’a arz edilmesi”dir. Bu anlayış sahiplerine göre değerlendirmeye tâbi tutulan hadis, öncelikle Kur’ân’a arz edilir. Eğer hadis Kur’ân’a muvafakat gösterirse o hadise itibar edilir. Muhalefet ederse ona itibar edilmez. Her şeyden önce hadislerin reddi ya da kabulünün şartı Kur’ân’a arz etmek değildir. Allah’ın elçisinin, kendisine vahyolunan ilahî mesajlara söz veya fiilleriyle aykırı hareket etmesi, başka bir deyişle, elçinin söz veya fiiliyle tebliğ ettiği mesaj arasında çelişme ya da çatışmanın bulunması imkânsızdır. Objektif bakış açısını yitirmemiş herkes için bu inkâr edilmez bir gerçektir.

Ebu Hanife şöyle der: “Eğer bir kimse, Rasûl’ün her söylediğine inanıyorum ancak Rasûl haksız konuşmaz ve Kur’ân’a muhalefet etmez derse bu, onun Rasûl’ü tasdik ettiğini gösterir. Şayet peygamber Kur’ân’a muhalefet etse ve Allah’a karşı haktan başka bir şey söyleseydi yüce Allah’ın,

وَلَوْ تَقَوَّلَ عَلَيْنَا بَعْضَ الْأَقَاوِيلِ لَأَخَذْنَا مِنْهُ بِالْيَمِينِ ثُمَّ لَقَطَعْنَا مِنْهُ الْوَتِينَ فَمَا مِنكُم منْ أَحَدٍ عَنْهُ حَاجِزِينَ

Eğer Peygamber, bize karşı Kur’ân’a bazı sözler katmış olsaydı biz onu kuvvetle yakalar, sonra şah damarını koparırdık, hiçbiriniz de onu koruyamazdınız.” (Hakka Suresi 44-47) kavline göre, onu kuvvetle yakalar ve şah damarını koparırdı. Allah’ın Rasûlü Allah’ın Kitabı’na muhalefet etmez, Allah’ın kitabına muhalefet eden de Allah’ın Rasûlü olamaz. Peygamber’in söylediği her şey, işitmiş olalım veya olmayalım, başımız gözümüz üstünedir. Buna iman eder ve Rasûl’ün söylediğine olduğu gibi şehadet ederiz. Yine şehadet ederiz ki o, Allah’ın nehyettiği bir şeyi emretmez. Allah’ın bağladığı bir şeyi koparmaz. Allah’ın tavsif ettiği bir şeyi O’na aykırı bir şekilde vasıflandırmaz. Şehadet ederiz ki O, bütün işlerde Allah ile muvafıktır.” (Hadisin Kur’ân’a Arzı Meselesi, Dr. Kamil Çakın)

Aynı konuyla alakalı olarak ise İbn Hazm’ın açıklamaları şu şekildedir:

“Sahih bir hadisin Kur’ân’a muhalif olması kesinlikle mümkün değildir. Her hadis dindir. Ya (doğrudan doğruya) Kur’ân’a izafe olunur, ona bağlıdır ve onun mücmelini tefsir eder ya da Kur’ân’dan müstesnadır ve yine onun mücmelini açıklar. Kur’ân’a muhalif hadisin varlığı imkânsızdır.” “İbn Hazm’a göre, Hz. Muhammed’in sözleri, Kur’ân gibi vahiydir. Bu nedenle, aralarında ne bir çatışma ne de bir çelişki söz konusu olabilir.”

Şevkani; “Size benden bir şey geldiği zaman onu Allah’ın kitabına arz edin. Eğer onu Kur’ân’a uygun bulursanız onu ben söylemişimdir. Eğer Kur’ân’a uygun değilse onu ben söylememişimdir.” hadisinin sıhhatiyle ilgili şu açıklamayı yapmaktadır: “Hattabi bu hadisi zındıkların uydurduğunu söylemiş ve ‘Bana Kitab ve onun benzeri verildi.’ hadisi ile reddetmiştir. Bu hadisin uydurma olduğunun delili yine kendinde mevcuttur. Zira bu hadisi Kur’ân’a arz ettiğimizde, Kur’ân’a muhalif olduğunu görürüz. Yüce Allah, Kitabında وَمَا آتَاكُمُ الرَّسُولُ فَخُذُوهُ وَمَا نَهَاكُمْ عَنْهُ فَانتَهُوا “Rasûl size neyi verdiyse onu alın, size neyi nehyederse ondan da vazgeçin.” buyurmaktadır. Bu gibi ayetler ise çoktur.” (Hadisin Kur’ân’a Arzı Meselesi, Dr. Kamil Çakın)

Kurtubi, hadisi Kur’ân’a arz etmeye gerek olmadığını belirttikten sonra, söz konusu arz hadisini zikretmekte ve “Bu, aslı olmayan bâtıl bir sözdür.” hükmünü vermektedir. (Kurtubi, Tefsir)

Hadisin sıhhatiyle alakalı mevcut görüşlerden bazılarını aktarmış olduk. Hadisin sıhhatli olmadığından hareketle Kur’ân’a arz etme yönteminin doğru olmadığı da açıklık kazanmış oldu. Bu hadisin sıhhatli olduğunu varsaysak bile yine de bu yöntem hadisleri değerlendirmek adına sağlıklı bir yöntem değildir.

Peki, bazı hadislerin Kur’ân’la çeliştiği iddiası nasıl değerlendirilmelidir?

Rasûl’ün Kur’ân karşısındaki fonksiyonu göz ardı edilirse varid olan hadislerin Kur’ân karşısındaki yeri de anlaşılmayacaktır. Dolayısıyla da Kur’ân’a arz etmek yöntemine müracaat edilecektir. Nitekim bazı kesimler tarafından bu, son dönemlerde özellikle yapılmaktadır.

Rasûlullah’ın geneli tahsis etme, mücmeli beyan etme, mutlakı mukayyet etme fonksiyonu baypas edilecek olursa birçok hadisin Kur’ân’a muhalif olduğu kanaati oluşacaktır. Hâlbuki hadisler incelendiğinde ve Rasûl’ün Kur’ân karşısındaki mezkûr fonksiyonları göz önünde bulundurulduğunda çelişkinin olmadığı açıklık kazanacaktır.

Kur’ân’a arz etme yöntemini kullanarak hadislerde tutarsızlığın olduğunu iddia eden taifenin en çok kullandıkları hadislerden bir tanesi konunun anlaşılması ümidiyle aşağıda verilmiştir.

Bilindiği üzere zina eden erkek ve kadın hakkındaki hüküm ayetle sabittir. Ayet;

 الزَّانِيَةُ وَالزَّانِي فَاجْلِدُوا كُلَّ وَاحِدٍ منْهُمَا مِئَةَ جَلْدَة

“Zina eden kadın ve erkeğin her birine yüzer sopa vurunuz.” (Nur Suresi 2) şeklinde beyan olunmasına rağmen Rasûl’ün evli iken zina suçu işleyenleri recmettiği(Buhârî) sahih rivayetlerle sabittir. İşte Rasûl’ün Kur’ân karşısındaki fonksiyonelliğini baypas edenler Buhârî’nin tahric etmiş olduğu bu hadisi Kur’ân ayetine muarız olması nedeniyle reddetmektedirler. Hâlbuki az önce ifade edildiği gibi, Rasûl’ün Kur’ân karşısındaki geneli tahsis etme özelliği görmezden gelinirse bittabi hadisle Kur’ân çelişiyor kanaati hâsıl olacaktır. Ayetin sopayla vurulması emrine rağmen Rasûl’ün evliler için recm uygulamasının Kur’ân ile hadisin çatışması olarak görülmesi hiç de insaflı bir yaklaşım değildir.

Buraya kadar anlatılanlardan anlaşılmaktadır ki Kur’ân ile hadis/Sünnet birbirlerini tamamlayıcıdır ve aralarında bir aykırılık söz konusu değildir.”

Yine “Sünnet Vahiy İlişkisi” kitabının yazarı Ahmet Güllü’nün kitabının ilgili bölümünde bu konu hakkında şöyle geçmektedir:

“Hadislerin Kur’an-ı Kerim ile sağlamasının yapılması sözüne gelince bu herhangi bir şer’î karine değildir. Hevadan, akıldan söylenmiş bir sözdür. Herhangi bir bağlayıcılığı yoktur. Ömer RadiyAllahu Anh ile Fatma binti Kays arasında geçen şu diyalog gibi:

“Fatma binti Kays RadiyAllahu Anhâ Ömer RadiyAllahu Anh’e gelerek, kocasından boşandıktan sonra Rasulullah’ın ona: Sen kocandan nafaka ve mesken alamazsın, dediğini anlattı. Ömer RadiyAllahu Anh da ona: Biz duyduğu bir haberi iyice belleyip bellemediğini bilmediğimiz bir kadının sözüyle Rabbimizin kitabını ve Rasullullah’ın Sünneti’ni bırakacak değiliz, dedi.” (Müslim, Talak)

Bu rivayet, hadislerin dirayeten reddedilmesinin, sadece Kur’an-ı Kerim ile değil Sünnet’le birlikte yapılması gerektiğini gösteren bir örnektir. Kaldı ki Kur’an-ı Kerim’de aslı olmayan nice hadisler vardır.

“Üç sene işletmeden toprağı elde tutmakta hiçbir kimsenin hakkı yoktur.” hadisi buna örnektir.

“Meks (gümrük) olan cennete giremez.”

“İnsanlar şu üç hususta ortaktırlar; su, otlak yerleri ve ateştir.” Şimdi bu hadisleri, Kur’an-ı Kerim’e bakıp aslının Kur’an-ı Kerim’de olmadığını söyleyerek atmamızın nasıl bir şer’î dayanağı olabilir? Bilakis böyle yapmak akla ve hevaya uymaktan başka bir şey değildir. Bu durumdaki hadislerle amel etmek caiz olup Rasul SallAllahu Aleyhi ve Sellem’i örnek almaktır. Çünkü Kur’an-ı Kerim’de Rasul SallAllahu Aleyhi ve Sellem’e itaat etme farziyetinin aslı vardır.”


Yorumlar

SON HABERLER